top of page

TEMMUZ SICAĞI EKİM’İ KAVURUYOR

  • Yazarın fotoğrafı: canbal
    canbal
  • 24 Ağu 2020
  • 2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 9 Şub 2024

93 yılının haziran ayıydı. Okullar iki hafta önce kapanmış, yazlığı olanlar yazlığına, köyü olanlar köyüne gitmişti. Mahalledekilerin çoğu gibi Benanlar da yazlığa gitmişti. Ve ben ona bütün bir kış açılamamıştım. Benan’ın ağbisi Numune Kenan, kardeşine olan aşkımı duysa beni beş yüz metre ilerdeki BelPa’nın* bahçesine gömerdi. Neyse ki Akif ve Baran dışında kimse Benan’ı sevdiğimi bilmiyordu.

Ankara o kadar sıkıcı geliyordu ki bana, cebimdeki 500binin bile hiçbir değeri yoktu. Oysa bu mor para, zamanının en yakışıklı parasıydı.93 yılında yeni çıkmıştı. Arkasında Çanakkale Şehitliği vardı ve babamın dedesi o şehitlikteydi. Bakkalın önünde oturmama rağmen parayı harcayamıyordum.

Fuat Bakkal’ın önünde Baranla Akif’i beklerken, Naciye Hanım Teyzelerin yeni kiracılarının taşınmasını izliyordum. Zihnimi tamamen boşaltmıştım ki…

“Naber la, aptal âşık. Benan’ı mı düşünüyon?” diyerek enseme bir şaplak atmış ve yanıma oturmuştu Baran.

“Şşş sessiz ol la, Fuat duyacak!”

“Tamam sustum.”

Bir süre devam eden sessizliği bu sefer de çorapsız ayaklarına annesinin pazar terliklerini geçirip gelen Akif bozmuştu. “Benanlar gitti la sabah. Gaste almaya giderken gördüm.”

Bütün yazı üstünde geçireceği gök mavi pijamalarıyla önümüzde dikilen Akif’e, Baran da ben de cevap vermemiştik. Çünkü o an, taşınan ailenin bizle yaşıt oğlu yanımıza doğru geliyordu.

“Selam. Yukarıya çıkarmamız gereken halılar var, yardım eder misiniz?”

***

Haydarla böyle tanışmıştık. Halıları ve saksıları taşıdıktan sonra annesi Nevruz Teyze bize gazoz parası vermişti. Haydar da bizle gelmişti. Bakkalın önünde oturup gazoz içerken “ Sana hoş geldin maçı düzenlememiz lâzım.” dedi Akif.

“Hoş geldin maçı mı? O nasıl oluyor?”

“Normal maç işte, şu arkadaki boş arazide yapıyoruz. Mahalleye yeni gelen biri olursa onunla tanışmak için. Mahalleye yeni taşınan ilk maçında forvet oynar.”

“Güzelmiş. Ne zaman yaparız?”

“Cumartesi günü yaparız hem Utkular da gelmiş olur.”

***

Cumartesi günü sözleştiğimiz saatte hepimiz arazideydik. Haydar dışında hepimiz. Haydar gelmeyince, biz de Baranla Haydarlara gittik. Kapıyı Haydar’ın annesi Nevruz Teyze açtı. Saçları darmadağındı, gözleri şişmişti. Karne günleri alışkın olduğumuz, umutsuz anneler gibiydi. Oysa en kötü karnenin bile yaratacağı aile içi şokun, geçtiğimiz iki hafta içinde çoktan ‘seneye düzeltirim’ diye verilen sözlerle tatlıya bağlanmış olması gerekiyordu.

Burnunu çekerek “Hoş geldiniz, içeri gelsenize çocuklar.” dedi Nevruz Teyze. İçeriden, anlamadığımız ağır bir matem sıcaklığı vuruyordu yüzümüze.

“Yok, biz girmeyelim Haydar yok mu?” diye sorduğum sırada Haydar göründü arkadan. Annesi içeri geçince, “Neden gelmiyorsun Haydar?” diye sordum.

“Bugün gelemem” dedi. Nedenini sorduğumda gözleri doldu.

“Bugün gelemem işte…” dedi.

Biz de daha fazla üstelemedik.

Haydar’a hoş geldin maçını hiç düzenleyemedik, çünkü Haydar o yaz sokağa hiç çıkmadı.

***

O zamanlar olayın farkında değildim. Televizyonda bir yangının önünde tekbir çekenleri gördüğümde hiç garipsememiştim. Çünkü hiçbir şey anlamıyordum. 2015, 13 Ekimde Konya’da oynanan Türkiye-İzlanda maçı öncesi, 10 Ekim Ankara Katliamı için düzenlenen saygı duruşu sırasında, çekilen tekbirleri görünce de hiç garipsememiştim. Çünkü her şeyi anlıyordum. Çocukken saf saf baktığım televizyondaki alevlerin sıcaklığı, o cumartesi günü Haydarların kapısından yüzüme vuruyordu. Aynı sıcaklığı o bir dakikalık saygı duruşu sırasında da yüzümde hissetmiştim. Ve anlamıştım ki; Madımak Oteli’nin önünde tekbir çekenler, daha o gün Türkiye-İzlanda maçına biletlerini ayırtmışlardı. Can Bal

Can Bal blog
Can Bal

 
 
 

Comments


TAKİP ET

  • Heyecan - Gri Çember
  • Instagram - Gri Çember
  • Facebook - Gri Çember
  • LinkedIn - Gri Çember

© Can Bal

bottom of page